Ruhda Bükülme ve Genel Görelilik

Genel görelilik ve Ruh

Genel görelilik, 1910 lu yıllara kadar bilim dünyasında, Uzay, zaman ve ışığın sabit olduğu inancı kabul görürdü. 1915 yılında Albert Einstein Genel Görelilik kuramıyla, kabul görmüş bu fikrin yalnızca yanlış olduğunu söylememiş, evrenin fiziksel yapısını anlamamız ve kabul görmüş normların yıkılarak yeniden şekillenmesine sebebi olmuştur. İşin özüne girince zaman ve ışık ne uzay için ne de insan için sabit kavramlar değildir.

Genel Görelilik

Albert Einstein Genel Görelilik Kuramını yayımladığı yıl ve bu kuramın bilim dünyasında kabul göreceği yıla kadar insanlar uzayı tüm uçlarından tutular gerilmiş bir alan olarak tanımlarlardı. Einstein kısaca bu kuramında; bir çarşafın üzerine bir bowling topu koyarsanız kütlesinden ötürü çarşafta bükülmenin olacağını ve bu alan (çarşafa) bırakılacak diğer nesnenin bowling topumun oluşturduğu eğimden ötürü bir hareket şekli olacağı anlatmak istemiştir.

Şöyle düşünelim uzayda Güneş var ve bu güneşin sahip olduğu bir kütle vardır bu kütleden ötürü eğimler oluşur. Güneş sisteminde güneşin etrafımda dönen gezegenler ise bu kütlenin ve kendi kütlelerinin yaratmış olduğu eğim sayesinde kendilerine ait eksenleri olur. Bu eksen içerisinde ki hareketler sonucunda doğa olayları oluşur…

Peki insan yaşamı için Genel Görelilik nerdede saklı?

Böyle bir soruya cevap vermek için insan psikolojisine biraz da olsa hakim olmak gerekir. İnsanların hayatı yaşamış oldukları olaylar, sevinçler, dramlar, travmalar, deneyimler, mutluluklar, hisler ve içerisinde bulundukları kültür, coğrafya gibi etkenler göre şekillenir. Peki tüm bunlar neyi ifade ediyor dersek:

İnsanın uzay zamanı ruhtur. İnsan yukarıda saydığımız tüm bu etkenlerin sonucunda kendi karakterini, kişiliğini, sınırlarını, inançlarını ve sanrılarını oluşturur. Tüm bu faktörler insanın ruhunda izler bırakır ve biz bunları deneyim ya da hayat tecrübesi olarak adlandırırız. Eğer tüm bu faktörlerin birer kütlesi olduğunu var sayarsak ki bunlar; deneyimlerimizi, tecrübelerimizi, kişiliğimiz, karakterlerimizi, seçimlerimizi oluşturuyor, ruhumuzda bükülmelerin eğimlerin oluşumunun sebebidir. Nasıl ki uzayda kütle zamanı ve ışığı etkiliyorsa tüm bu faktörler de biz insanlar için zamanın durduğu, hiç geçmek bilmediği yada göz açıp kapayıncaya kadar hızlı olduğu anları oluşturur. Peki ışık diye soracak olursanız, bu bizlerin sahip olduğu ama göstermeyi tercih etmediğimiz, baskılandığımız veya en iyi ihtimalle karanlık tarafımızda kalan özellik veya olaylarımızı ne kadar aydınlık tarafa yönlendirdiğimizle ilişkilidir. Çünkü dünya bile kendi ekseni ve güneşin etrafında dönerken tamamen aydınlık değildir. Her zaman bir yarısı aydınlıkken bir tarafı karanlıktadır…

Zihinde aynı uzay zaman gibi eğilip bükülür. Peki bizler bunu nasıl hissederiz?

Psikoloji alanında yapılan araştırmalar (örn. Wittmann, 2009) bireylerin zaman algısının, içinde bulundukları duygusal durum, stres düzeyi ve bilinç yoğunluğu gibi faktörlere bağlı olarak değiştiğini göstermiştir. Bazı insanlar, yaşadıkları olayların ağırlığıyla içlerinde kara delikler taşır; bastırılmış anılar, çözülememiş duygular, kaçınılan yüzleşmeler…

Bu yoğunluk, hayatın geri kalanını etkiler. Seçimler, kaçışlar, savunma mekanizmaları, sınırlar, kayıplar hepsi bu içsel bükülmenin sonucu olarak belirir.

Psikolojik Travma ve Uzay-Zaman Eğriliği

Tıpkı büyük bir kütlenin uzayı bükmesi gibi, bireylerin yaşamındaki yoğun duygusal olaylar da zihnin yapısını değiştirir. Psikodinamik kuramlar; Freud’un bastırma mekanızması ve Çağdaş Travma kuramaları (Bessel van der Kolk,2014) büyük duygusal yaşantıların bilişsel örüntüleri bozduğunu ve uzun vadeli duygusal çekim alanlarını savunması gibi.

Yani her gözlem ve çıkarım kendi referans çerçevesinde anlam bulur. Psikolojide de her bireyin deneyimi ve algısı biriciktir ve kişiye özeldir. Bu şu anlama gelir: gerçeklik denilen kavram ne fiziksel ne de zihinsel olarak mutlak değildir. Relatif (bağıl) bir kavramdır.

Burada kurduğumuz insan psikolojisi ile genel görelilik analojisi, insanın iç dünyası ile evrenin yapısının derin bir uyum içerisinde olduğunu göstermektedir. Zamanın ve mekanın yalnızca fiziksel değil, deneyimsel boyutlarda da eğilip bükülebileceği bu kuramlar aracılığıyla anlaşılabilir. Tüm bu yazdıklarımızdan sonra diyebiliriz ki insan yalnızca evrende yer alan bir varlık değil, evrenin işleyişini ve iç yapısını yansıtan bit bilinç sistemidir…