Bugün buraya insan, gölge ve benlik çatışması kavramlarının görünmez bir bağa sahip olduklarını keşfetmem üzerine bir yazı yazmak için uğradım. Bu üç kavramın aralarında ki görünmez bağın aslında ne kadar görünür olduğunu anlatmak istiyorum biraz. İnsan her yeni bir güne, o gün için yapmayı planladığı veya günlük standardı olan işlerle başlar. Güneş henüz tepede değildir ve insanım gölgesi arkasına düşer. Pek görünmez kendisine… Günün ilk saatleri hızlı ve yapılması gereken işlerin meşguliyetiyle geçer öğlen arasına vardığındada insanoğlun aklı yarım kalmış işlerinde ve gün sonuna kadar bitirmeyi, yapmayı planladıklarındadır. Ne garip ki güneşin en tepede olduğu vakit insan gölgesinin en kısa ve bedene yakın olduğu andır. Yavaştan yorulmaya başlamış; kendisine ait olan cevaplanmamış soruların varlığını hafiften hisseder insanoğlu. Saatler ilerledikçe gündüz anlamını yitirmeğe başladığında; insanın gölgesi uzar da uzar… Bir uyarı misali bak ben buradayım seninleyim ve gündüz anlamını yitirdiğinde tekrardan bir bütün olacağız dermişcesine çünkü insanlar günün yorgunluğuyla yavaştan evlerine kendi benlik savaşını verdiği yere döneceğinde ne ile karşılaşacağını çok iyi bilir ve yavaştan tüm sorunları, cevap vermekten kaçındığı sorularını, problemlerini vb. bir çok varoluşsal sıkıntıları besleyen etkeni düşünmeye başlar. Hava karardığında gerçek savaşını vermeye başlar insanoğlu. Ya tüm bu süreci benimser ama görmezden gelerek yeni bir güne bir öncekinden kalarak devam eder, ya tüm gece kendisini meşgul edecek aktiviteler edinir yüzleşmekten kaçamayacağı kendi benliğinden saklanmayı dener, ya da tüm gecesini savaşarak geçirir çözüm üretme cesareti gösterir… Cesaret edebilmek; bilmediğimize düşmanlık ve nefret beslemeden öğrenme çabasının tanımlaması değil midir zaten?
Bu yüzden insanın gölgesi kendinden kaçtığı benliğinin gün içerisinde tüm bunlardan kaçılamayacağının tezahürüdür…
Sağlıcakla kalın…